بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Soru – Cevap

Merak edilen sorulara kaynak eserden cevaplar

Aşağıdaki soru ve cevaplar, kaynak eserdeki bilgilere dayanılarak hazırlanmıştır. Sorunun üzerine dokunarak cevabını açabilirsiniz.

İskat nedir? İskât-ı salât ve ıskat-ı savm ne anlama gelir?

İskat, sözlükte "düşürmek" demektir. İskât-ı salât; vefat eden kimsenin kaza edilmeden kalmış namaz borçlarının, her bir vakit namaz için bir fidye (fıtır sadakası) verilmek suretiyle zimmetinden düşürülmesidir. İskât-ı savm ise tutulamamış ve kaza edilememiş oruçların, her bir gün için bir fidye verilerek düşürülmesidir. Orucun fidyesi Bakara sûresinin 184. âyetiyle sarih nass olarak sabittir; namaz da beden ibadeti olması bakımından ulemânın istihsanıyla oruca kıyas edilmiştir. Ayrıntı için İskât Nedir? ve Delilleri sayfalarına bakabilirsiniz.

İskatın dindeki yeri nedir? Kur'ân-ı Kerîm'de veya hadislerde ıskat var mıdır?

Evet. Orucun fidyesi Bakara sûresinin 184. âyetiyle sarih nass olarak sabittir. Namazın fidyesi ise; Nesâî'nin İbni Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiği "…velâkin onun yerine her gün için bir müd buğday it'âm eder" haberi ve ulemânın istihsân yoluyla namazı oruca kıyası ile sabittir. Ümmetin ulemâ ve fukahâsı bunda icmâ ve ittifak etmiştir. Kaynak eserin ifadesiyle: "İskât-ı salâtın aslı yoktur" sözü, mezhep ulemâ ve müçtehitlerinin müttefik bulunduğu dinî bir hükmü iptal olduğundan yanlış ve bâtıldır (İbni Âbidîn, C.2, S.121; Merâkı'l-Felâh ve Tahtâvî, S.237).

Ölen bir kişinin kılmadığı namazların borcu düşer mi?

Kendiliğinden düşmez. Şer'î özürsüz terk edilen veya şer'î özürle tehir edilip de sonradan kaza etmeye vakit ve kudret bulunduğu hâlde kaza edilmeyen namazlar, ölünün zimmetinde borç olarak kalır. Resûlullah (s.a.v.) "Allah'a olan borç ödenmeye daha lâyıktır" buyurmuştur (Buhârî ve Müslim). Bu borçlar ancak fidye verilmek, mal yetmezse devir yapılmak suretiyle iskat edilir. Tek istisna şudur: Âcizlik hâlinde (hasta yatağında îmâ ile dahi kılamayacak durumda) terk edilen namazlar, kişi acizlikten kurtulup kaza edecek vakit bulamadan vefat ederse, ittifakla kazası da fidyesi de lazım gelmez.

Bir kimse başkasının yerine namaz kılabilir veya oruç tutabilir mi?

Hayır. İbni Abbas'tan (r.a.) gelen haberde: "Bir kimse diğer bir kimsenin borç oruçlarını tutamaz ve bir kimse diğer bir kimsenin borç namazlarını da kılamaz; velâkin (velîsi ölünün borçları için) it'âm eder" buyurulmuştur. Yani bedenî ibadetler vekâleten yapılamaz; fakat yerlerine fidye verilip yoksul doyurulur.

Kişi hayattayken namaz borçları için fidye verebilir mi?

Hayır, hiçbir surette. Ölmeden önce namaz için fidye vermek hiçbir kimse için caiz ve sahih olmaz. Çünkü namaz; otururken veya yatarken — îmâ ile de olsa — kılınması mümkün ve lazımdır. Kişi ayakta kılamıyorsa oturarak, oturamıyorsa yattığı yerden îmâ ile kılar; namazı terk etmek hiçbir surette caiz değildir (Âl-i İmrân, 191 ve ilgili hadis-i şerif).

Kişi hayattayken oruç borçları için fidye verebilir mi?

Yalnızca iki grup için evet: Çok yaşlı olduğundan yaz ve kış oruç tutmaktan ebediyen âciz olduğu kesinleşen şeyh-i fânî ile şifa ümidi kesilmiş hasta, ölmeden önce oruçları için fidye verebilirler; bu caiz ve sahihtir. Bunun dışındakiler oruçlarını tutar veya iyileşince kaza ederler.

Hastalık veya yolculuk sebebiyle tutulamayan oruçların hükmü nedir?

Ramazan'da hasta veya şer'î sefer mesafesinde yolcu olduğu için orucunu yiyen kimse; hasta ise iyileşmekle, yolcu ise mukim olmakla kaza etmeye vakit ve kudret bulamadan vefat ederse, oruçlarının kazası da fidyesi de lazım gelmez (Merâkı'l-Felâh ve Tahtâvî, S.236-237). Kaza etmeye imkân bulduğu hâlde etmeden vefat ederse fidyesi gerekir.

Hangi namazlar için fidye hesap edilir? Kaç yıl üzerinden hesaplanır?

Ölü, vasiyetinde kazaya kalmış namaz borçlarının miktarını bildirmişse o miktar esas alınır. Bildirmemiş veya kendisi de bilmiyorsa; ihtiyaten ömrünün tamamından sabâvet (çocukluk) yılları çıkarılıp kalan yılların tamamı hesap edilir. Erkekte 12, kadında 9 yıl düşülür. Böyle olması daha muvafıktır; çünkü kılınmış namazların şart veya rükünlerine riayetsizlikten onlardan da borçlu olma ihtimali vardır.

İskat bedeli (fidye) nasıl hesaplanır? Bir günlük namaz ve oruç ıskatı ne kadardır?

Bir gün ve bir gecede, Vitir namazı ile beraber edası farz olan altı vakit namaz vardır; bir ayda 180, bir yılda 2160 vakit eder. Her namazın fidyesi bir fıtra olan 520 dirhem (1666 gram) buğday veya verileceği zamanın rayicine göre kıymetidir. Günümüzde pratik olarak Diyanet'in her yıl ilan ettiği fitre bedeli esas alınabilir (2026 için 240 TL). Buna göre bir günlük namaz ıskatı 6 fıtradır (2026 bedeliyle 6 × 240 = 1.440 TL); bir günlük oruç ıskatı ise 1 fıtradır (240 TL). Toplamları hesaplama robotu ile kolayca çıkarabilirsiniz.

Devir ne zaman gerekir, ne zaman gerekmez?

Ölünün malının üçte biri ibadet borçlarının fidyesine yetiyorsa devir gerekmez; fidyeler doğrudan verilir. Malın üçte biri kâfi gelmezse veya hiç mal yoksa devir yapılır: bir miktar para borç alınır, fakire fidye olarak verilir, fakir kabul edip geri hibe eder ve bu işlem borçlar bitinceye kadar tekrarlanır.

Devre kaç kişi oturmalıdır?

Devre oturacak fakirler için şer'an tayin edilmiş bir sayı yoktur; bir tek kişi ile de devir yapılır. Çok sayıda adam aramak lazım değildir. Vâcip sadakaların verilmesi caiz ve sahih olan fakirlerden olmak şartıyla, bir veya birkaç fakirle devir yapmak evlâ ve elyaktır.

İskat parası kimlere verilir, kimlere verilmez? (Akrabaya, toruna ıskat verilir mi?)

Verilebilecekler: Fidye; zekât, fıtra ve nezir gibi vâcip sadakaların verilmesi caiz olan kimselere, yani âkil, bâliğ, sâlih ve fakir Müslümanlara verilir.

Verilemeyecekler: Nisap miktarı mala sahip zengine (verilirse ölünün borcu düşmez), fâsığa (parayı harama sarf edecek kimseye), hibesi sahih olmadığından deli ve çocuğa, bir de ölünün usûl ve fürûuna; yani ana-babasına, dede ve ninelerine, evlâtlarına ve torunlarına — bunlar fakir ve ayrı yaşıyor olsalar bile verilemez. Kaynak eserde usûl ve fürû dışındakiler sayılmadığından; kardeş, yeğen, gelin, damat gibi akrabalar zekât alabilen fakirlerden iseler onlara verilmesi caizdir. Yine de özel durumlar için müftülüğe danışılması uygun olur.

Zengin bir kimse devre oturabilir mi?

Hayır. Nisap miktarı servete mâlik bulunan kimse şer'an zengindir; fidye, zekât, fıtra ve nezir gibi vâcip sadakaları alması caiz ve helâl olmaz. Zengine verilen fidye sahih olmadığından onunla ölünün borcu sâkıt olmaz. Kaynak eser bu konuda özellikle uyarır: İnsanlar bunda ekseriyetle gaflettedir; zengin birçok kimse devir sadakası almaya tamah ederek devre oturur ve devri ifsat eder — ölünün parası harcandığı hâlde borçları düşmez.

Ölünün yakınları (annesi, babası, çocukları) devre oturabilir mi?

Hayır. Ölünün usûl ve fürûu — yani ana-babası, dede ve nineleri ile evlâtları ve torunları — fakir ve ayrı yaşıyor olsalar bile devre oturamazlar ve kendi ölülerinin fidye, kefaret gibi vâcip sadakalarından alamazlar.

Çocuk veya akıl hastası devre oturabilir mi?

Hayır, hiçbir suretle. Çünkü devirde verilen para veya eşyayı alıp kabul ettikten sonra geri hibe etmek vardır; deli ile sabînin (çocuğun) hibesi sahih olmaz. Fakir ve muhtaç iseler kayrılmak istendiğinde, devre oturtulmadan kendilerine kefaretlerden münasip miktar verilir; parayı idare edemeyecek durumda iseler onlara harcanmak üzere velilerine verilir.

Devri kim yapmalıdır? Devri yapanın fakir olması şart mıdır?

Ölünün vârisi, velîsi veya vasîsi olan zâtın devri bizzat yapması evlâdır; yapamazsa ehil bir zâtı vekil eder. Devri yapacak zâtın fakir olması şart değildir; çünkü devri yapan fidye almıyor, veriyor; sonra da fakirin hibesini kabul ediyor. Zengin olmak veya vâris bulunmak buna mâni değildir.

Ölünün hiç malı yoksa veya vasiyet etmemişse ne yapılır?

Ölünün fidye verilecek malı yoksa; başkalarının teberru etmesiyle borçlarının fidyesinin verilmesi sahih olur, ölüden vücûb sâkıt olur ve teberru eden için sevap hâsıl olur (Levâmiu'l-Ukûl, C.1, S.445). Vasiyet yoksa; vârislerin tamamı razı olursa ölünün malından verilir, tamamı razı olmazsa razı olanlar kendi hisselerinden teberru edebilirler. Vârisler arasında yetim varsa, yetimle müşterek maldan fidye verilemez ve devir yapılamaz; mükellef vârisler kendi hisselerinden teberru ederler.

Maddi durumu iyi olmayan (fakir) bir aile, ölen yakını için ıskatı nasıl yapar?

Bunun çaresi devirdir ve aileye büyük bir yük getirmez. Ölünün malı yoksa; bir miktar para ödünç (borç) alınır, fakire fidye olarak verilir, fakir kabul edip geri hibe eder ve bu işlem borçlar bitinceye kadar tekrarlanır. Devir tamamlanınca borç alınan para sahibine aynen iade edilir; yani aslında elden çıkan, yalnızca devre oturan fakirlere verilecek münasip bir sadaka ile güç yetirilebiliyorsa ihtiyat kefaretleridir. Devir için kalabalık da gerekmez; tek bir fakirle dahi yapılır. Ayrıca akraba olmayan kimselerin teberru edip ölünün borçları için fidye vermesi de sahihtir ve teberru edene sevap vardır. Gereken parayı hesaplama robotu ile öğrenebilirsiniz.

Birden çok namaz ve orucun fidyesi tek bir fakire verilebilir mi?

Evet. Birçok namazın ve orucun fidyesini defaten (bir defada) tek bir fakire vermek caizdir; kalmış zekât, kurban ve nezredilmiş sadakalar da böyledir. Fakat kefaretler böyle değildir: bir fakire bir günde bir fıtra miktarından fazla kefaret vermek caiz olmaz. Yemin kefareti için on ayrı fakire birer fıtra vermek lazımdır. Ancak kefaretlerin türleri farklı olursa (biri yemin, biri savm kefareti gibi) her birinden birer tane aynı fakire verilebilir.

Devirden sonra ayrıca ne dağıtılır?

Devir tamamlandıktan ve borç alınan para sahibine iade edildikten sonra, ölü için ihtiyaten bir yemin kefareti (10 fıtra) ile bir savm kefareti (60 fıtra) fukaraya dağıtılır. İhtiyaten daha fazlası, hattâ on yemin kefareti dağıtılsa daha evlâ olur. Ayrıca devre oturan fakirlere münasip bir miktar sadaka verilir; niyet edilirse bu, ölünün yemin ve savm kefaretlerinden mahsup edilebilir.

Vasiyet etmek gerekli midir?

Evet. İbadet borçlarını kaza etmekten devamlı acz ile âciz olan kimsenin; borçlarını hesap ederek vasiyet etmesi ve borçlarına yetecek miktarı malının üçte birinden ayırması vâcip ve lâzımdır. Kâfi malı varken iskata yetecekten az vasiyet edip kalanı vârislere bırakmak, edası vâcip olan borcu terk olduğundan kişiyi günahkâr eder.

Not: Bu sayfadaki cevaplar Hanefî mezhebine göre ve kaynak eserdeki bilgiler çerçevesinde hazırlanmıştır. Özel durumlarınız için ehil bir din âlimine veya müftülüğe danışmanız tavsiye olunur.