İskât uygulaması; Kur'ân-ı Kerîm'den sarih bir âyet, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz'in hadis-i şerifleri, sahâbenin büyük fakihlerinden gelen haberler ve ümmetin ulemâ ve fukahâsının icmâı ile sabittir. Bu sayfada deliller sırasıyla takdim edilmiştir.
1. Kur'ân-ı Kerîm'den Delil
"Orucu tutmaya gücü yetmeyenin üzerine, bir yoksulun yemeği olan fidye vardır." Bakara sûresi, 184. âyet-i kerîme
Mükellef, namaz ve orucu bedenen eda etmekten devamlı acz (acz-i dâim) ile âciz olursa, oruç borçlarının fidye verilmek suretiyle iskat edileceği hakkındaki sarih nass bu âyet-i kerîmedir. Âyet; orucu vaktinde tutmaya ve sonradan kaza etmeye kudreti olmayan kimseye, her bir gün oruç için bir fakirin bir günlük yiyeceğini vermenin vâcip olduğunu emir buyurmaktadır.
2. "Yerine Her Gün İçin Bir Yoksul Doyursun" Hadisi
"Bir kimse vefat eder de üzerinde bir ay oruç (borcu) olursa, her bir gün oruç yerine (velisi) bir yoksul yedirsin." Tirmizî (718); İbni Mâce (1757)
3. "Allah'a Olan Borç Ödenmeye Daha Lâyıktır" Hadisi
Bir kişi Resûlullah'a (s.a.v.) gelip: "Yâ Resûlallah, annem vefat etti; bir ay oruç borcu vardır" dedi. Resûlullah (s.a.v.): "Söyle bakayım, senin annenin birine borcu olsa sen o borcu öder misin?" buyurdu. Adam: "Evet, öderim" dedi. Bunun üzerine: "Öyle ise Allah'a olan borç ödenmeye daha lâyık ve evlâdır" buyurdu. Müttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim) — İbni Abbas'tan (r.a.)
Resûlullah (s.a.v.) bu hadis-i şerifle, oruç borçlarının fidye verilerek ödenmesi gerektiğini sarih surette beyan buyurmuştur. Bu hadisin delaletiyle; ölen bir Müslümanın zimmetinde bulunan hac, kefâret, nezir ve benzeri hakkullah olan borçların ödenmeleri vâciptir. Oruç borcunu fidye vererek ödemek lazım olunca, malî ibadet borçlarının ölünün malından ödenmeleri öncelikle vâcip ve lazım olur.
Eğer ölünün fidye verilecek malı yoksa, başkalarının teberru etmesiyle borçlarının fidyesinin verilmesi sahih olur; ölüden vücûb sâkıt olur, teberru eden zât için de sevap hâsıl olur (Levâmiu'l-Ukûl, C.1, S.445).
4. Namazın da Fidyesinin Verileceğine Delâlet Eden Haber
"Bir kimse diğer bir kimsenin borç namazlarını kılamaz ve bir kimse diğer bir kimsenin borç oruçlarını tutamaz; velâkin (velîsi ölünün borçları için) onun yerine her gün için bir müd buğday it'âm eder (fidye verip yoksul yedirir)." Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ (2930); Tahâvî, Şerhu Müşkili'l-Âsâr; İbni Abdilberr, et-Temhîd — İbni Abbas'tan (r.a.) · (Dürer ve İbni Âbidîn, C.2, S.122)
Bu haberin delaletiyle; namaz da aynen oruç gibi olup, namaz borçları için de oruç borçları gibi fidye verilmesinin vâcip ve lâzım olduğu sabit olur. Bu haber İbni Abbas'a (r.a.) mevkuf bulunduğundan kendi kelâmı olma ihtimali varsa da; ashâb-ı Resûlullah'ın, bilhassa ashâbın en büyük âlimlerinden Abdullah bin Abbas (r.a.) gibi büyük âlim ve fakîh bir sahâbînin sözü, kuvvetli bir delil olacağı şüphe götürmez bir hakikattir.
5. Ulemânın İcmâı ve İstihsân Delili
Meşâyih-i ulemâ ve fukahâ; namaz borçları için fidye vermenin vâcip olmasının istihsânen oruç gibi olduğunda ittifak etmiştir. Delillendirme şöyledir:
- Namaz da oruç gibi beden ibadetidir, hattâ oruçtan daha mühimdir.
- Oruç için fidye verilmesi nass ile sabittir; namaz, ulemânın istihsanıyla oruca kıyas edilmiştir.
- Oruç ile it'âm (yoksul doyurmak) arasında benzerlik şer'an sabit olduğu gibi, namaz ile oruç arasında da beden ibadeti olmakta benzerlik sabittir.
- Bir şeyin benzerinin benzeri, o şeyin de benzeridir. Bu sebeple oruç hakkında nass ile sabit olan hüküm, orucun benzeri olan namaz hakkında da hüküm olması caiz ve sahihtir. Fukahâ bunu ittifakla kabul ve beyan buyurmuştur.
Binaenaleyh; oruç borçları için fidye vermenin vâcip olduğu nass ile sabit olduğu gibi, namaz borçları için de fidye vermenin vâcip olduğu, ümmetin ulemâ ve fukahâsının icmâ ve ittifakıyla sabittir (İbni Âbidîn, C.2, S.121; Merâkı'l-Felâh ve Tahtâvî, S.237).
6. Cemaate Uymanın Lüzumu Hakkındaki Hadisler
Ulemâ ve müçtehitlerin müttefik bulundukları dinî bir hükmü iptal etmek üzere muhalefette bulunmak büyük hata ve ağır bir günahtır. Bu bâbda şu hadis-i şerifler vârit olmuştur:
"Kim (Ehl-i Sünnet ve) cemaatten bir karış ayrılırsa, muhakkak İslâm halkasını boynundan çıkarmıştır." Ebû Dâvûd (4758); Ahmed bin Hanbel (21561) — Ebû Zerr el-Gıfârî'den (r.a.)
"Kim cemaatten ayrılırsa o, yüzü üzerine ateştedir." — Yani hidayet yolundan ve Müslümanların yolundan yüzünü çevirdiği için yüzü üzerine ateşe atılır, demektir. Taberânî — Sa'd bin Cünâde'den (r.a.) · (Levâmiu'l-Ukûl, C.4, S.504)
Bu hadisler; Ehl-i Sünnet ve Cemaat'ten olan cumhûr-i ulemâya tâbi olmanın vâcip olduğuna delalet eder.