بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

İskât-ı Salât Nedir?

Kaza borçlarının fidye ile düşürülmesinin dindeki yeri ve hükümleri

İskât kelimesi "düşürmek" demektir. Dinî bir kavram olarak ıskat-ı salât; kaza edilemeden kalmış namaz borçlarının, her bir vakit namaz için bir fidye verilmek suretiyle zimmetten düşürülmesini ifade eder. Aynı usul, kaza edilememiş oruç borçları için de geçerlidir ve orucun ıskatı doğrudan âyet-i kerîme ile sabittir.

İbadetlerin Edası ve Kazası Farzdır

Allah Teâlâ'nın kullarına emir buyurduğu ibadetlerin edası da kazası da farzdır. Yani farz olan ibadetleri muayyen vakitlerinde eda etmek farz olduğu gibi, herhangi bir sebeple vaktinde eda edilemeyen ibadeti, vakti geçtikten sonra kaza etmek de farzdır. Fakat ibadetin edasıyla mükellef olan kimse, o ibadeti hem edadan hem de kazadan âciz kalırsa ne yapmak lazımdır? İskat ve devir konusu, işte bu sorunun cevabıdır.

İbadetler İki Kısımdır: Bedenî ve Malî

İslâm dininde ibadetler başlıca iki kısma ayrılır:

Malî ibadet borçları, sahibi vefat ettiğinde ölünün malından ödenmeleri evleviyetle vâcip olur. Bedenî ibadetlerde ise mesele, acizliğin devamlı (acz-i dâim) hâle gelmesiyle ortaya çıkar: kişi namaz ve orucu bedenen eda etmekten devamlı âciz olursa, borçların fidye verilerek iskat edilmesi gündeme gelir.

Orucun Fidyesi Doğrudan Nass ile Sabittir

وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ

"Orucu tutmaya gücü yetmeyenin üzerine, bir yoksulun yemeği olan fidye vardır." Bakara sûresi, 184. âyet-i kerîme

Bu âyet-i celîle; orucu vaktinde tutmaya ve sonradan da kaza etmeye kudreti olmayan kimseye, her bir gün orucu için bir fakirin bir günlük yiyeceğini vermesinin vâcip olduğunu emir buyurmaktadır.

Namazın İskatı Nasıl Sabit Olur?

Nesâî'nin İbni Abbas'tan (r.a.) rivayet ettiği haberde: "Bir kimse diğer bir kimsenin borç oruçlarını tutamaz ve bir kimse diğer bir kimsenin borç namazlarını da kılamaz; velâkin (velîsi ölünün borçları için) it'âm eder" yani fidye verip yoksul yedirir, buyurulmuştur (Dürer ve İbni Âbidîn, C.2, S.122). Bu haberin delaletiyle namaz da aynen oruç gibi olup, namaz borçları için de oruç borçları gibi fidye verilmesinin vâcip ve lâzım olduğu sabit olur.

Meşâyih-i ulemâ ve fukahâ, namaz borçları için fidye vermenin vâcip olmasının istihsânen oruç gibi olduğunda ittifak etmiştir. Çünkü namaz da oruç gibi beden ibadetidir ve oruçtan daha mühimdir. Oruç için fidye verilmesi nass ile sabit bulunduğundan, namaz da ulemânın istihsanıyla oruca kıyas edilmiştir. Bir şeyin benzerinin benzeri o şeyin de benzeri olması caiz olduğundan; oruç hakkında nass ile sabit bulunan hüküm, orucun benzeri olan namaz hakkında da hüküm olması caiz ve sahihtir. Bu, ümmetin ulemâ ve fukahâsının icmâ ve ittifakıyla sabittir.

"İskatın aslı yoktur" sözü hakkında: Kaynak eserde belirtildiği üzere; bu hakikat böylece sabit olduktan sonra, birtakım kimselerin "İskât-ı salâtın aslı yoktur" sözlerinin yanlış ve bâtıl olduğu ortaya çıkar. Çünkü bu söz, mezhep ulemâ ve müçtehitlerinin müttefik bulunduğu dinî bir hükmü iptaldir (İbni Âbidîn, C.2, S.121; Merâkı'l-Felâh ve Tahtâvî, S.237). Ümmetin ulemâ ve müçtehitlerinin müttefik bulundukları dinî bir hükme muhalefette bulunmak büyük hata ve ağır bir günahtır.

Namaz ile Oruç Arasındaki Mühim Fark

Oruçla namaz arasında şu kadar fark vardır: Çok ihtiyar olduğundan veya şifa bulması ümit edilmeyen bir hastalıktan dolayı yaz ve kış günlerinde oruç tutmaktan ebediyen âciz olduğu kesinleşmiş bulunan şeyh-i fânî (düşkün ihtiyar) ile şifadan ümidi kesilmiş hasta, ölmeden önce oruçları için fidye verebilirler; bu caiz ve sahihtir.

Fakat ölmeden önce namaz için fidye vermek hiçbir kimse için hiçbir surette caiz ve sahih olmaz. Çünkü namaz; otururken veya yatarken — îmâ ile de olsa — kılınması mümkün ve lazımdır.

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ

"O kimseler ki ayakta iken, otururken ve yanları üstüne yatarken Allah'ı zikrederler." Âl-i İmrân sûresi, 191. âyet-i kerîme — Muhakkik müfessirlerin beyanına göre buradaki zikrullahtan murat namaz kılmaktır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Hasta namazını ayakta kılar; eğer ayakta kılmaya kadir olamazsa oturarak kılar; eğer oturarak kılmaya da kadir olamazsa arkası üzeri yatarak (îmâ ile) kılar; eğer buna da kadir olamazsa Allah Teâlâ'nın onun özrünü kabul buyurması ziyadesiyle muvafıktır." (Zeylaî, Nasbu'r-Râye)

Hangi Namaz ve Oruçların Kazası ve Fidyesi Gerekir?

Kazası lazım gelen ve kaza edilemediği takdirde fidyesi verilmesi vâcip olan namaz ve oruçlar şunlardır: Şer'î özürsüz terk edilen veyahut şer'î özürle tehir edilip de sonradan kaza etmeye vakit ve kudret bulunduğu hâlde kaza edilmeyenlerdir.

Buna karşılık; âcizlik hâlinde terk edilen namazlar, kişi acizlikten kurtulmadan ve kaza edecek vakit bulmadan vefat ederse, o hâlde terk edilmiş namazların ittifakla kazası lazım gelmez. Orucun hükmü de böyledir: Ramazan'da hasta veya şer'î sefer mesafesinde yolcu olduğu için oruç tutamayan kimse, kaza etmeye vakit ve kudret bulamadan vefat ederse oruçlarının kazası veya fidyesi lazım gelmez (Merâkı'l-Felâh ve Tahtâvî, S.236-237).

Vasiyet Etmek Vâcip ve Lâzımdır

İbadet borçlarını kaza etmekten devamlı acz ile âciz olan kimselerin; fidye vermek suretiyle borçlarını iskat etmesi ve bunun için hastalığında borçlarını bildirip malının üçte biri ile ödenmesini vasiyet etmesi vâcip ve lâzımdır.

Mühim: Kâfi malı varken iskata yetecek miktardan az mal vasiyet edip eksik kısmın devirle tamamlanmasını emretmek ve malının üçte birinden geri kalanı vârislere veya başkasına bırakmak, üzerine edası vâcip olan borcu terk etmek demektir ve kişi bununla günahkâr olur. Çünkü ibadet borçlarının fidyesini vermek vâciptir; malının üçte biri borçlarına kâfi ve edaya kudreti varken vâcibi terk etmek büyük günahtır.

→ Âyet ve hadis delillerini ayrıntılı okuyun
→ Hesaplama robotu ile fidye ve devir hesabı yapın